20 Mart 2011 Pazar

Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz-Please Move Towards The Back 2011


















                                                                                                     






 Evde oturan, ölür. – Bir Roman deyişi.

İstanbul 2011: Avrupa Alt-kültür Başkenti

EVRİM ALTUĞ
Nâlân Yırtmaç’ın, İstanbul’un ara sokaklarına has görsel kültür bereketini sergilediği son dönem işleri üzerinden, modernizmin yarattığı kent denen gayrimeşru canavarın tavırlarını kolayca gözlemlememiz mümkün. Çalışan kesimin onurlarıyla iz bıraktıkları, kimi muşambadan, kimi kâğıttan kent yazmaları bunlar. Asıl ‘Ebrû’nun, kaynaşmanın, kentin içinden büyük bir denetimsizlik özgürlüğüyle taştığının dinamik kanıtları.
Bilmem, ulaşımın Özel Halk Otobüsleri ve hatlı minibüslerle sağlanabildiği, bu ıslak, Renkli – Türkçe resimlerdeki engebeli mimarî ezginin, onca formun, nice rengin aldığı bir o kadar samimi yolun yorgunluğunun, siz de farkında mıydınız? Karşımızda, sanatçının tüm teknik ve yüzeyleriyle olduğu kadar, uçuculuğu, gelip geçiciliği ile de Şehr-i Şantiye, Derya-i Rantiye İstanbul’dan yansıttığı, dramatik son dönem çalışmaları duruyor. Bu umarsız, arsız kentleşmenin mağdurları ise hepimiziz aslında. Betona kesen şaşkınlıklarıyla teyzeler, küçükler, çalgıcılar ise, onların en somut tanıkları…
Rezidans ve plazaların ömür boyu taksitli refah inşaatlarının hoyrat gölgesinde, birçoklarının ucube diye burun kıvırdığı bu ‘çarpık’ ama özgün yapılaşmadaki doğal uyuma yeterince aşina olmamanız muhtemeldir. Bu görüntülerle karşılaşmanın değerli bir fırsat olduğunu unutmayın. O zaman siz de, büyükşehrin o bol çocuk korolu, acı frenli, havalı klaksonlu, tülbentli teyze dedikodulu, bol Roman havalı akustiğini seven kişilerden biri olabilirsiniz.
İşte, kendiniz bakın: Serginin otobüs ve minibüsleri, paçalı çamurluklarıyla Sütlüce ve Kâğıthane’den geçerek, karınca kararınca dere tepe devinen bu insan ve bina manzaralarının doluştuğu bir mesaj cümbüşü içinde, kentin burjuvazisinin kalesi Nişantaşı’nı son durak eylemiş. 13 milyonluk kentte, davullu zurnalı, geyikli, atlıkarıncalı çatapatlı bu küçük – büyük şehirliler, hemen hemen bir aylığına sınıflar arası muazzam bir ring seferine çıkıyorlar.
Yırtmaç, halkın özelini, özel halk otobüslerinin eşliğinde izlediğimiz bu resimlerin temellerini, bizzat içinde turladığı sokaklarda saptadığı fotoğrafik hafıza üzerinden atıyor. Kent o kadar vahşice dönüşüyor ki, Yırtmaç’ın betona baskıresimleri - şablonları, küçük insanların büyük neşelerini zamana birer damga gibi bırakarak anında trajik bir donukluk kazanıyor. Değişim ve hafızanın başdöndürücülüğü, Ebrû sanatının güncel yorumuyla da gözlere sarhoşluk katıyor.
Ressam Yırtmaç, yine bu sergisinde konu edindiği insan ve mekânlar üzerinden, fotoğrafın kayıt gevezeliğine de muhalif ve iradî bakışıyla müdahale ediyor. Sanatçı, mesajını tuval, muşamba, hatta bizzat duvar veya Ebrû üzerine, gerek kolaj, gerekse şablonlama (stencil) yöntemiyle şırıngalıyor. Bu  ahlâki geridönüşümcü, karşı - seçkinleştirici yöntem, insana vaktiyle Vita yağ tenekeleri veya Özsüt - Topçuoğlu yoğurt kapları gibi ‘atık’ nesnelerin aynı semtlerde pek de güzel güzel saksı olarak kullanıldığı, birer hayat kaynağına dönüştüğü o mistik, sevimli, saygıdeğer anı anımsatıyor.
Özellikle çocukların rehberliğinde, gelişigüzel bir devinimle, kolajların enerjisiyle çıkılan bu semt güzergâhında, mimari bir obezite içinde yüzdüğünüz duygusuna kapılıyorsunuz. Ama sanatçı, ucu belli bir ucubelikle muhitlerin soyunu hem de en ‘rezildansıyla’ tüketen kentsel dönüşümün karşısına, komşuların yemek kokulu dayanışmasını, mahallelinin davul zurnalı akraba eğlencelerini adeta kültürel birer barikat gibi konuşlandırıyor.
Varoşun varoluşçuluğunun manifestosu denebilecek bu hırçın resimler, yaşamın dikine dikine tatminsiz bir iştahla büyüyen büyükşehrin sözde ‘küçük’ hayatlarına daha da büyük karelerde bakmamıza olanak tanıyor. Resimler özellikle çocukların eli silahlı, yalandan, ‘oyundan’ varlığıyla, geleceğin ‘sakin’lerinin de kendi sırasını beklediği duygusunu, yer yer endişeyle veriyor.  İşlerin geneline sinen, çarpık ve mutsuz, yayvan, yavan ve yatay yapılaşmanın insan ve eşyaya sanatkâr bakışı üzerinden yansıyan ‘yamuk’ tabiatı, izlediğiniz bu çok teknikli imajların belleğinize doluştuğu bu uğultulu sergiyle yeniden gözler önüne seriliyor. Ama tüm yapıların, karmaşanın ve uğultunun kalabalığının hakikatini, hiçbirşey bastıramıyor. Bu sergideki kitle, hayatta kalmaya çalışan bireylerden oluşuyor.
Birey olduğumuz ölçüde, düzeyde sergideki çocukların kalabalığına karışıyor, teyzelerin yemeklerinin kokusunu alabiliyor, otobüs ve minibüslerde omuz omuza, kendi son duraklarımıza doğru hareket edebiliyoruz.
Nâlân’ın sergisi, hayat okulunda sürekli birinci sınıfta olmanın sterilliğinin değil, ikinci, üçüncü sınıfta okumanın rengârenk görmüş geçirmişliğini de tüm alınteri ve kavgasıyla yüzümüze çarpıyor.
İstanbul 2011: Avrupa Alt-kültür Başkenti oldu bile. Yoksa, aylar aylar önce mimari kaygılarla kapatılan Atatürk Kültür Merkezi’nin ibretlik zombiliği gölgesinde aylardır vakur sessizliğini koruyan seçkinler, kafaları ‘ille de Roman olsun’ diye meyhanelerde bulmaya devam ediyor olmazdı. 
---------------------------------------------------------------------

Istanbul 2011: European Capital of Sub-Culture
Evrim Altuğ
Nalan Yırtmaç’s latest work on the fecund visual culture of Istanbul’s back alleys
lets us observe the behavioral patterns of the illegitimate monster of modernism, the city. These are the linoleum
and cardboard urban manuscripts, honorably marked by the working class. They are dynamic truths testifying that
the real marbling, the real fusion, floods from within the city due to freedom resulting from being unregulated.
I don’t know if you were aware of the travel fatigue caused by this earnest mass-transit journey, taken through
the forms, colors, and broken architectural tunes of her soggy, “Turkish – In Color” pictures. In front of you is the
artist’s recent, dramatic work reflected from Istanbul—the City of Construction, the Land of Rentier—not only by
its technique and facets, but also by its volatility and transience. We are all victims of this shameless, irreparable
urbanization. The sisters, urchins, musicians, with their petrified bewilderment, are the most solid witnesses.
It is likely that you are not familiar with the natural harmony in these ‘crooked’ yet authentic settlements
usually deemed freakish, under the shadow of the lifetime installments of residences and office towers. Do not
forget that encountering these sights is a valuable opportunity. Upon it, you too can become someone who enjoys
the abundant children’s choirs, screeching brakes, air horns, whispers of gossip, and Romany acoustics.
Here, see for yourself: The buses and minibuses of the exhibition, passing through Sütlüce and Kâğıthane with
their patchy mud-flaps, in a carouse of messages given by huddled sights of traveling people and buildings, have
chosen the bourgeois-fortress Nişantaşı as their terminus. In this city of 13-million people, the townspeople of
drums and horns, idle chatter, carousels, and firecrackers—young and old—are going on an inter-class ring tour for
almost a month.
Yırtmaç enters the private life of the community, and builds the foundation of her pieces we behold among
city buses, through the photographic memory of the streets she has toured in person. The city is transforming
so violently that her prints and stencils on concrete leave imprints on time of the big joys of the little people, and
immediately gain a tragic undertone. The headiness of metamorphosis and memory further intoxicates the eyes
with her contemporary interpretation of marbling.
The painter Yırtmaç, with her subversive and voluntary view, and through the people and places acting as the
subject of this exhibition, weighs in on the clatter about photography as documentation. She injects her message through collage and stenciling over canvas,
linoleum, at times concrete walls, and marbling. This morally recycled, anti-elitist method reminds us of the mystical, charming, and respectable times when
waste materials like Vita oil cans or Özsüt / Topçuoğlu yoghurt containers were used as flower pots in these neighborhoods, harboring life.
You feel like you are swimming in architectural obesity in this transit route embarked under the
guidance of children, with haphazard movements and the energy of the collages. The artist deploys the
solidarity of food smells, the drum and horn assisted family gatherings of the neighborhoods like a cultural
barricade against gentrification, which monstrously consumes its periphery in a most “raze’n’dance” way.
The shrewd images, like an existentialist manifesto of the slums, allow us to see in a bigger frame
the allegedly ‘small’ people of a metropolis that keeps towering over life with its insatiable appetite. These
pictures give the uneasy sense that children, wielding weapons in pretense and play, are telling the denizens
of the future who is next. The ‘crooked’ nature of distorted, unhappy, flat, drab, and horizontal settlements
—reflected through an artistic look towards humans and objects—is once again manifest in the hum of the
mixed-media images that flood the mind. Yet, nothing can suppress the reality of the assemblage of all the
structures, chaos, and drone. In this exhibition, the mass is the individuals who are fighting for survival.
We can mingle with the circle of children, smell the food of housewives, and move towards our terminus
in crowded buses and minibuses, shoulder to shoulder, only insofar as we are individuals.
Nâlân’s exhibition strikes us not with the sterility of being a perpetual first grader in life, but with the
colorful and seasoned presence of being a second or a third grader with all its battles of sweat and toil.
Istanbul is already the 2011 Capital of Sub-Culture. Otherwise, the elites—who preserve their solemn
silence under the shadow of the exemplary undeath of the Ataturk Cultural Center, which was closed down
many months ago due to architectural concerns—would not be frequenting taverns to get drunk, just
because “it has to be Romani.”
“He who sits at home, dies”
— Romani Proverb


Ateşin Düştüğü Yer


"Devlet eliyle gerçekleştirilen ihlaller, bizim aydınlığa ve umuda dönük bakışımızı ortadan kaldırmaya yöneliktir."
Türkiye İnsan Hakları Vakfı başkanı Şebnem Korur Fincancı.


antipop


Türkiye İnsan Hakları Vakfı 20. Yıl Sergisi


Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 20. kuruluş yıldönümü dolayısıyla ve ‘Sürmekte Olan Toplumsal Travmayla Baş Etme Projesi’ kapsamında Depo’da geniş katılımlı bir etkinlikler dizisi düzenleniyor.

Ateşin Düştüğü Yer, insan hakları ihlalleri konusunda toplumsal belleği canlı tutmayı ve hakikatle yüzleşme sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Gönüllülük esasında düzenlenen bu etkinlikler dizisi kapsamında bir sergi yer alacak, konu etrafında seminerler düzenlenecek, belgesel film gösterimi gerçekleştirilecek ve bir katalog yayınlanacak.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı 20. Yıl Sergisi

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 20. kuruluş yıldönümü dolayısıyla ve ‘Sürmekte Olan Toplumsal Travmayla Baş Etme Projesi’ kapsamında Depo’da geniş katılımlı bir etkinlikler dizisi düzenleniyor. 

Ateşin Düştüğü Yer, insan hakları ihlalleri konusunda toplumsal belleği canlı tutmayı ve hakikatle yüzleşme sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor. 

Gönüllülük esasında düzenlenen bu etkinlikler dizisi kapsamında bir sergi yer alacak, konu etrafında seminerler düzenlenecek, belgesel film gösterimi gerçekleştirilecek ve bir katalog yayınlanacak. 

9 Mart 2011’de saat 18.30’da açılacak sergi, 10 Mart-22 Nisan 2011 tarihleri arasında izlenebilir. 


Açılış: 9 Mart Çarşamba 2011, 18:30

Katalog Yazarları

Emre Zeytinoğlu
Erden Kosova
Eren Keskin
Fırat Arapoğlu
Mahmut Koyuncu
Murat Çelikkan
Nazan Üstündağ
Necmiye Alpay
Orhan Miroğlu
Öztürk Türkdoğan
Şebnem İşigüzel
Şebnem Korur Fincancı
Tanıl Bora
Ümit Kıvanç
Yıldırım Türker

Sergi Katılımcıları

A77 Kolektifi
19 Ocak Kolektifi
Abdo
Ahmet Öğüt
Ali Bozan 
anti-pop
Antonio Cosentino
Armağan Pekkaya
Arzu Aydın Deveci
Arzu Başaran
Aşkın Adan
Atıl Kunst
Aylin Kuryel
Azra Deniz Okyay
Banu Cennetoğlu
Barış Doğrusöz 
Barış Eviz
BEKS
Berat Işık
Borga Kantürk
Buket Özsoy Güreli
Burak Arıkan
Burak Delier
Burak Karacan
Çağrı Saray
CANAN
Cemil Cahit Yavuz
Cengiz Tekin
Cins
Deniz Rona
Derya Sayın
Dilek Winchester
Dilşat Zulkadiroğlu
Eda Gecikmez
Elçin Ekinci
Emre Zeytinoğlu
Endam Acar
Ender Özkahraman
Erdağ Aksel
Erdal Duman
Erinç Seymen
Erkan Özgen
Erkin Gören
Esat Cavit Başak
Eşber Karayalçın
Evrim Özarslan
Extramücadele
Eyüp Öz
Fatih Pınar
Fatih Tan
Ferhat Özgür
Fikret Atay 
Fulya Çetin
Gencer Yurttaş
Gülsün Karamustafa
Ha za vu zu / Hafriyat
Hakan Akçura
Hakan Gürsoytrak
Hale Tenger
Halil Altındere
Harald Naegeli
Harun Antakyalı
Helin Anahit
Huri Kiriş
İlhan Sayın
İnci Furni 
İnsel İnal
İpek Duben
İrfan Önürmen
Itır Demir 
Juan Botella Lucas
Kadir Çıtak
Kardelen Fincancı
Kemal Gökhan Gürses 
Kemal Özen
Korkut Canpolat
Manuel Çıtak / Şebnem İşigüzel
Mehmet Ali Boran
Mehmet Çeper
Mehmet Fahracı
Mehtap Yücel
Memet Güreli
Mehmet Öğüt
Metin Üstündağ
Müge Akçakoca
Murat Akagündüz
Murat Başol
Murat Morova
Murat Tosyalı
Mürüvvet Türkyılmaz
Nalan Yırtmaç
Nancy Atakan
Nazım Ünal Yılmaz
Nazım Hikmet Richard Dikbaş
Neriman Polat
Nihan Çetinkaya
Nurcan Gündoğan
Oda Projesi
Orhan Cem Çetin
Özgür Erkök
Özlem Demirtaş
Özlem Gök
RȦD
Rafet Arslan
Selçuk Fergökçe
Selda Asal 
Selim Birsel
Şener Özmen
Şerif Kino
Serpil Odabaşı
Sevil Tunaboylu
Şaban Dayanan
Şevket Sönmez
Suat Öğüt
Süreyya Acar
Tan Cemal Genç
Tan Oral
Taner Güven
Tayfun Serttaş
Turgut Yüksel
Ümit Kıvanç
Vahit Tuna
Veysi Altay
Volkan Aslan
Yasemin Özcan Kaya 
Yeşim Ağaoğlu
Yonca Saraçoğlu
Yücel Can
Zeren Göktan
Zeynep Özatalay
Zeyno Pekünlü


///


BIRÎNDAR BI BIRÎNA XWE

Pêşangeha Weqfa Mafên Mirovan A Tirkiyeyê ya Salvegera 20’emîn

Bi boneya 20’emîn salvegera Weqfa Mafên Mirovan A Tirkiyeyê û di çarçoveya “Projeya Çareserkirina Travmayên Civakî yên ku Didomin” li Depoyê em ê rêzeçalakiyên bi beşdariyeke berfireh li dar bixin. Armanca BIRÎNDAR BI BIRÎNA XWE zindîhiştina bîra civakî ya der barê binpêkirinên mafên mirovan de û beşdariya pêvajoya rûbirûbûna rastiyan e. Ev çalakî li gor bidiliyê tên lidarxistin. Di çarçoveya van çalakiyan de, dê pêşangehek bê lidarxistin, dê di der barê mijarê de semîner bên lidarxistin, dê pêşandana belgefîlman pêk bê û dê pirtûkçeyek bê weşandin.

Pêşangeh dê 9’ê Adara 2011’an saet di 18.30’yan de li dar bikeve û di navbera 10’ê Adarê û 22’ê Nîsana 2011’an de vekirî be.


///


ԿՐԱԿԻՆ ԻՆԿԱԾ ՏԷՂԸ 
Թրքական Մարդկային Իրաւունքներռւ Հաստատութեան 20. Տարւոյ ցուցահանդէս. 

Թրքական մարդկային իրաւունքներու Հաստատութեան 20. տարեդարձի եւ հաւաքականութեան աղետներու դէմ պայքարելու ծրագրին փովանդակութեան ՙՏէփօ՚ի մէջ լայն տարածութեամբ գործունեութեան շարքեր տեղի կ՛ունենայ:

“Կրակին Ինկած Տեղ” նպատակն է, մարդկային իրաւունքներու խանգարման նիւթերու շուրջ հաւաքականութեան ուշադրութիւնը գրաւել, անմոռանալի դարձնել, միշտ արթուն պահել, մարդոց հանդէպ կատարուած անիրաւութիւններ.


///


Where Fire Has Struck
An Exhibition on the 20th Anniversary of the Human
Rights Foundation of Turkey

Where Fire Has Struck is a series of events organized on the occasion of the 20th anniversary of the Human Rights Foundation of Turkey and as part of the Project ‘Dealing With Continuing Social Trauma.’
The events have been organized with the purpose of raising awareness regarding human rights violations in social memory and contributing to the process of confronting the truth. The series of events, realized on a voluntary basis, includes an exhibition, several seminars, a documentary film program and the publication of a catalogue. The exhibition opens on 9
March 2011 at 6.30 pm, and may be visited from 10 March to 22 April.
 




http://www.depoistanbul.net/tr/activites_detail.asp?ac=45

0 yorum:

Yorum Gönder