R.A.T. Puerto Mitla Residencias Artísticas y Puerto Turín Colonia Juárez - CDMX 16 june-25 agust





Fake Frida 
fake frida: nali
stencil on vinyl



                                                              Killed journalists in mexico

Bu sene en son Javier Valdez killed on may 2017

acrylic and stencil on wood
Ayotzinapa-43mexico



solidarity with 43 students parents 


12 -20 Kasım Tüyap / Umulmadık Topraklar / Genişleyebilir Büyüklük

13 Kasım Fanzin Atölyesi -Tüyap
Atölye katılımcıları: S.Sinan Göknur, Bengü Karaduman, Eva Hanidis, Sarkis Paçacı, Nazan Azeri, Sevil Tunaboylu, Uğur Çolak, Eda Yiğit, Ferah Doğan , Ece Özgül, Zura Abashitze, Sıla Zeren, Elena Kerdikoshvili, Şadiye Bilici, İrem Karataş. Göç üzerine bir çalışma.



“Umulmadık olanı” düşünürken, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’nde yazdığı Algının Beklentileri başlığındaki bölümü düşündüm. 
“Kant orada bize zamanın ve mekanın genişleyebilir büyüklüklerden olduklarını söylüyor. Genişleyebilir büyüklük ne demektir? O kadar da karışık değil. Genişleyebilir büyüklük, Latince “partes extra partes” parçaların art arda eklenmesiyle elde edilebilen büyüklük demektir – öyle ki, her nicelik aynı zamanda hem birlik hem de çokluk olduğundan –mesela şu yirmi metre uzunluğundadır dediğinizde, bu bir çokluğun birliğidir. Genişleyebilir ya da yaygın büyüklüğü şöyle tanımlamalısınız: Çoğulluk parçaların bir bütün halinde toplanmalarına gönderir. Yaygın büyüklük işte böyle bir şeydir. Ama işte zaman da tam böyle bir şeydir. Bir dakika, bir dakika daha, sonra yine bir dakika daha, ve sonra dersiniz ki, hah tamam, işte bir saat geçti. Parçaların birbirini takip edişini bir bütün halindeki toplamda görüyorsunuz: Bir saat.” Hem bir hem çok olabilmenin zarafetiyle…
Arzu Yayıntaş,Nalan Yırtmaç,Güneş Terkol,Neriman Polat,Ayşecan Kurtay,Didem Ünlü,Nur Gürel,Beyza Boynudelik,Arzu Arbak,Işıl Güleçyüz,Füruzan Şimşek,Meliha Sözeri,Ayşegül Sağbaş,Evrim Kavcar




İsimsiz kolaj 24cmx15cm

KAYIPTA SAKLI-HIDDEN IN LOSS


 "Sadece yaşama değil ölüme de, sadece geleceğe değil geçmişe de uzanıyor bakışı. İnsan hayatı ve onuru için sadece yaşamı ve umudu değil, kaybı ve yası da tesis etmek zorunda olduğumuzu hatırlatıyor. Arzu Yayıntaş, Canan, Evrim Kavcar, Fulya Çetin, Nalan Yırtmaç ve Neriman Polat"
“Hidden in Loss” is an exhibition about staying alive. It has vital concerns about being able to breathe in the atmosphere of organized evil that has descended upon us; that is choking us. Its gaze extends not only to life but also to death, not only to the future but also the past. It reminds us that for human life and dignity we must institute not just life and hope but also loss and mourning. It reserves, despite everything, the hope for a life where those who have been mourning for centuries, and those who have not been allowed to mourn, and those who refuse to mourn can come together, that is, it reserves the hope for peace.
In order not to fall from the edge of “loss” into the abysmal void, Arzu Yayıntaş, CANAN, Evrim Kavcar, Fulya Çetin, Nalan Yırtmaç and Neriman Polat have come side by side with the urgency of talking, remembering, telling, sharing and connecting. Knowing what it means to lose someone has brought them together. From tragedies of the past, they have heard both the breath of lives awaiting salvation for centuries and the laments that were never sung for the dead who could not be buried. They found each other under the burden of the banned mournings of people whom no law protects. They are asking, “Why can’t some deaths be mourned as real and significant losses? Why are only certain pains legitimate, only certain losses real? How is it possible that some people are ‘expendable’; they can just be killed?”
Six women are talking about faces lost and gone, memories, places, nature, innocence and conscience. Looking for something hidden in the loss. They are asking each other what it is that we lose and acquire with each loss, how losses change us forever. Yes, they are talking about those who are no longer alive, cannot be named, represented, comprehended, conveyed, and therefore irredeemable. Yet their eternal absence sets the limits of finite existence. For those who survive, pain and meaning and hope all breathe in the nooks of “loss”.
                                                      


28 Aralik 2011 aksami Türk Hava Kuvvetlerinin ,Sirnak in Uludere ilcesi Roboski yakinlarindaki Irak topraklarinda F-16 savas ucaklariyla yaptigi bombardiman sonucunda 34 Kürt vatandasimiz hayatini kaybetti.Olaydan bir kisi yarali olarak kurtuldu.Operasyonda hayatini kaybedenlerin Iraktan Türkiyeye mazot ve sigara getirmek icin PKK nin kullandigi yol üzerinden gecen bir kacakci kafilesi oldugu anlasildi. Ocak 2014 te askeri savci ordunun sucu olmadigina ve yargilanamayacagina hükmetti.

Roboski  ( stencils on sketchbook )

  IFLAH OLMAZ -IMPENITENT  

 
“İflah Olmaz” kadınlık üzerine bir sergi ama kadınlığı tanımlamayı ya da bir çerçeveye oturtmayı hedeflemiyor, aksine keskin tanımlamaları sorguluyor. Bu sergi kadın ve erkek arasındaki bildik hikayeyi bozan, üzerine zorla yapıştırılan adları ve kimlikleri silkinip atan kadınlara kadınlık üzerine beraber düşünmeye ve birlikte güçlenmeye bir çağrı.
Yeşim Ağaoğlu, Gizem Aksu, Sena Başöz, Deniz Bilgin, Banu Birecikligil, CANAN, Fulya Çetin, Elif Varol Ergen, Nurcan Gündoğan, Gülsün Karamustafa, Ayşegül Özmen, Neriman Polat, Necla Rüzgar, Aydın Teker, Sevil Tunaboylu, Arzu Yayıntaş, Nalan Yırtmaç ve Zulal
 “Impenitent” is an exhibition about feminity, but it does not intend to define or put the feminity in a frame, but rather it questions strict characterizations. This exhibition is actually a calling to think about feminity and get stronger together, for women who spoil the usual story of women and men, shake off all those descriptions, names and identities attached to them against their wills.
The exhibition is formed of art works made by women who search for their truths and deny to “Be Penitent.” There are works telling about women who question social gender codes, define feminity over and over again every single day, protect their own freedom and bodies, keep fighting against oppressions and restrictions of the power. In other words, “Impenitent” is an exhibition in which women denying feminity role assigned by male-dominant system and going after their dreams and desires tell about feminity. The exhibition provides an approach that embraces woman’s body, fantasies, dark side, imagination, freedom, fighting spirit, life power, fertility, sexuality and contradictions instead of victimhood./Ark Galeri-
Bursa.I did a workshop  questioning gender codes.

UYKUSUZLAR ATLASI 

 Çok mu uyuduk şimdiye kadar hayatımızda?

  •   Halka Sanat Projesi’nin Moda’da bulunan galeri mekanı  uyku kavramından hareketle yaşadığımız tarihte ve coğrafyada üzerinde durup, düşünülmesi gereken uyku metaforları üzerine yoğunlaşıyor.İpek Çankaya’nın kavramsal çerçevesini oluşturduğu Uykusuzlar Atlası’nın araştırdığı biraz da uykularda geçen zamanın ya da uyuyamama halinin insanı başka duygu durumlarından, başka buluşmalardan, başka ruhsal ve zihinsel arayışlardan alıkoyup koymadığı ve uykusuzların hangi uğraşlara dalıp uykulara direndikleri gibi soruların yanıtları. Bu araştırmalar izleyiciye video, resim, yerleştirme, heykel ve fotoğraf gibi araçlarla aktarılıyor.

Niyazi Selçuk, Neriman Polat, Orhan Cem Çetin, Seçil Yersel, Doğu Çankaya, Sezgi Abalı, Şafak Şule Kemancı, İskender Giray, Mert Öztekin, Sevil Tunaboylu, Nalan Yırtmaç, Fulya Çetin, Gümüş Özdeş, Yasemin Nur Erkalır, Ekin İdiman ve Neşe Şahin





                           77-13 Politisch Kunst Im Winderstand In Der Türkei 2015 nGbK berlin          


77-13  sergi  proje grubu: Jan Bejšovec, Christian Bergmann, Zülfukar Çetin, Duygu Gürsel, Pablo Hermann, Çağrı Kahveci, Therese Koppe, Eva Liedtjens     exibition !artıkişler, Aytunç Akad, bak.ma, Barış Doğrusöz, Berat Işık, CANAN, Cem Dinlenmiş, Cengiz Tekin, Cihangir Duyar, Demet Taşpınar, Devrimci Yol Arşivi, Ekim Ruşen Kapçak, Erkan Özgen, Hüseyin Karabey, Mülksüzleştirme Ağları, Murat Akagündüz, Nalan Yırtmaç, NarPhotos, #occupygezi architecture, Sencer Vardarman, Şener Özmen, TÜSTAV


 basin tik!

 "  NEREYE GIDECEGIMIZI BILMEDEN "Anti Pop  & Nalan Yirtmac  2015 Depo
    Anti-Pop 
                                 

Portraits of Armenian intellectuals (100 pieces of canvas )



 “Geçen hafta, aramızdan Agnuni, Khajag, Zartaryan, Cangülyan, Dağavaryan ve Sarkis Minasyan, Ankara’dan çağırılıp yola çıktılar. Şimdi nerede olduklarını bilmiyoruz. Üzülüyorum, çünkü İstibdat rejimi altında onca zorluk çektiğimiz halde, bu Hürriyet ve Meşrutiyet döneminde de haksız yere eziyete uğruyoruz. Vatan uğruna onca sene çile ve sıkıntı çekenlerin bahtına bu mu düşecekti!”
Sımpad Pürad’ın Ayaş hapishanesinden yazdığı, 30 Mayıs 1915 tarihli mektuptan
“Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915’teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...”
Hrant Dink’in “Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği” yazısından
Yüz yıl önce, 24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni fikir önderleri, mebuslar, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler tutuklanır ve Çankırı ile Ayaş’taki toplama merkezlerine gönderilir. Daha sonra çoğu, cezaevlerinden salınan çete mensuplarına kırdırılır. Bu tutuklamalar İttihat ve Terakki hükümetinin kısa zamanda soykırım niteliği alan tehcir kararının ilk adımı olur. 23’ünü 24’üne bağlayan gece yaklaşık 250 kişinin tutuklanmasının ardından birkaç gün içinde 2500 kişiye yönelik büyük bir polis operasyonu düzenlenir.
24 Nisan ve sonrasında tutuklanan, sürgüne gönderilen ve öldürülen Ermeni aydınların portrelerinden oluşan iş, sanatçı Nalan Yırtmaç tarafından üretildi. Bu iş, onları “tutuklanıp götürülen Ermeniler” genel başlığından çıkarıp, adlarını yüzlerini bildiğimiz insanlara, kozmopolitan Osmanlı entelektüel ortamının aktif katılımcılarına dönüştürüyor. Yırtmaç’ın bugüne ulaşan az sayıda yayındaki fotoğrafları kaynak alarak kendi resimsel diliyle ürettiği bu portreler, kimilerince yok sayılan kimilerince de pek az bilinen bir geçmişi toplumsal hafızaya geri çağırıyor.
Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’deki katlinin hemen ardından Anti-Pop’un hazırladığı iş, bu portrelerle bir arada sergileniyor. Böylelikle 1915 ile Hrant Dink cinayeti arasındaki acı veren sürekliliğe dikkat çekiliyor. Bir yanda yüz yıl önce tutuklanıp öldürülen aydınlar, diğer yanda daha birkaç yıl önce Türklerle Ermenilerin kendi kimliklerini sağlıklı bir şekilde yeniden kurarak eşit ve özgür biçimde yaşayacaklarına dair inancını hayatıyla ödeyen bir devrimci.
“Last week, from among us, Agnuni, Khajag, Zartaryan, Cangülyan, Dağavaryan and Sarkis Minasyan were summoned by Ankara and they set on the road. We do not know their whereabouts now. I grieve, because although we suffered so much hardship under the Autocracy regime, we are still being unjustly persecuted in this era of Freedom and Constitutionalism also. Was this the fortune to befall those who suffered and toiled for the sake of the motherland all those years!”
From Sımpad Pürad’s letter dated May 30, 1915 written from the prison of Ayaş
“It may be that one day we would be forced to go, but... We would set out just like those in 1915 did... Like our forefathers... Without knowing where we were headed... Walking on the roads they trod... Feeling the torment, living the pain...”
From Hrant Dink’s article “Like a nervous pigeon: my unsettled state of mind”
One hundred years ago, on April 24, 1915, Armenian opinion leaders, parliamentarians, journalists, writers, and politicians were arrested in İstanbul and sent to concentration camps in Çankırı and Ayaş. Later, most of them were slain by band members set loose from prisons. These arrests constitute the first step of the Committee of Union and Progress government’s decision of deportation which soon evolves into a genocide. Following the arrest of approximately 250 people on the night of the 23rd leading up to the 24th, a massive police operation is set underway which targets 2500 people over the course of a couple of days.
The work comprised of portraits of Armenian intellectuals arrested, exiled and killed on April 24 and in its aftermath was created by artist Nalan Yırtmaç. This work pulls them out from under the generic heading of “arrested and cast out Armenians” and turns them into people with familiar names and faces; the active participants of the cosmopolitan Ottoman intellectual milieu. These portraits the artist has produced in her own pictorial language based on photographs from the few publications that have survived to the present day summon a past that is scarcely known by some and completely ignored by others back to collective memory.
The work created by Anti-Pop immediately after the assassination of Hrant Dink on January 19, 2007 is exhibited together with these portraits, drawing attention to the agonizing continuity between 1915 and the massacre of Hrant. On one hand are the intellectuals arrested and killed a hundred years ago, and on the other a revolutionary who paid with his life only a few years ago for believing that Turks and Armenians will reconstruct their own identities on healthy grounds and live in equality and freedom.To come to terms with the great catastrophe experienced in the Ottoman state and Turkey, to bow our heads and mourn together…