ZAMANA TAKILMAK” ÜZERİNE DÜŞÜNCELER İKİLİ HAREKET

Uzay-zamanda bir alan; sonsuz uzam olasılıkları içinde türeyen fiziksel düzlemler; duyumsadığımız sınırlanmış boşluklar… Mekân üzerine düşünmek genişleyebilecek içeriklerle yüzleşmeyi gerektiriyor. Bu nedenle mekân kavramını çerçeveleyecek “yer” tanımının imtiyazlı özellikleri de yaklaşıma belli bir odak kazandırabilir. Daha özelleşecek bir konumdan bakarak, bizi çevreleyen dünyanın deneyim barındıran mekanlarına odaklanabiliriz. Kabuk, barınak: ev. Bunlar bir evin mahremini içeren duvarlardan veya yukarıyla aşağıyı buluşturan bir üst katın varlığını -çatıya mı yaklaşıyoruz- vaat eden merdivenlerden oluşabilir. İçeriden dışarıya yönelen pencerelerin sunduğu manzara ise görsel bir seyir sunar, öte yandan duvarları yeniden bize hatırlatır; duvarlar, izole olduğumuz bir dışarısı gerçeği, içerinin yer çözümlemesini yeniden anlamlandırır. Kamusala açılan balkonlar ise içerinin korunaklı ortamının da bir parçası olarak, dışarıyla kurulan ilişkide temkinli fakat etkiye açık bir deneyim sunar. Balkon başka evlerin, sokağın ve mahallenin bütüncül algılanmasına perspektifinin izin verdiği ölçüde olanak tanır ve iletişim yolu açar. Mekânı içerisi ve dışarısı olarak ayıran sınırlar, ev kadar otobiyografik göndermeler taşımayan alanlarda başka tahayyüllerin aracısı haline gelir. Zamanını orda geçirme mecburiyeti içindeki bir gözlemci, gündelik hayat ile mekânsal deneyimin kesişim noktalarını imgelemiyle aktarabilir. Buradaki mekân, toplumun yapısına ve yönetimsel araçların yansıması olabilecek işaretlere sahip olduğu gibi, son derece bireysel bir bakışın yaratıcı imkanlarına da açık bir kaynağa dönüşür.Mekansal sınırlamalar, fiziki düz anlamı dışında koruma duygusu gibi kapatılma korkusunu da hatırlatır. Otoriteyle kurulan ilişkinin (bu ilişki bir iç ses ya da kitleleri etkileyen dış ses de olabilir) buyurgan ve cezalandırıcı etkisi mekanı çıkışsız kılar ya da koşullu ve kontrollü giriş çıkışların olduğu bir düzeni dayatır. Betimlenen yer bir hapishane ya da hastane değil, aksine doğrudan anlaşılmayacak şekilde gündelik hayatımızın içine sızan sıkıntı mekanlarıdır. Bu durum yalnızca içeri ve dışarı ile ilgili bedenin eylemselliğini kapsamaz. Anlamlandırma arayışındaki duygu ve düşünce dünyamızda da yankılanır. Mekân duyusallıkla deneyimlenirken sıkışmışlık içindeki zihin ve beden, nesneler dünyası içinde yeni ilişkiler kurarak yüzeylerin, formların ve dokuların kullanım amacı dışındaki varoluşsal olanaklarıyla ilgilenebilir. Öte yandan kamusala açılma, içinde yaşadığımız yerin çevresel düzenini görmemizi sağlar. Bir kentin yıllar içindeki değişimi ve dönüşümü, bedenlerin yerle kurduğu ilişki akla gelen ilk karşılaşmalar olabilir. Dışarısı, kent mekânı olarak, yerin (mahalle, coğrafya, yurt), yer değişikliğinin ve yerinden edilmişliğin göstergeleriyle örülüdür. Aynı zamanda dışarısı, orada yaşayan paydaşların eylemlilik içinde olduğu toplumsal ve politik bir alandır da. Otoritenin ve özgürlük duygusunun çatışmacı işaretleri yine kamusalda açığa çıkar. Ara alanları içeri ve dışarıyla ilişkili iletişim imkânı tanıyan yerler olarak düşünürsek, bir sokağı veya avluyu paylaşanların kesiştiği noktalar ya da eşikler farklı diyalog yollarının habercisi olur. Komşuluk, bu durumda bireysel veya lokal olanın paylaşıldığı bir girişim olarak görülebilir. Tekil ve çoğul deneyimi buluşturan bu mekanların kamusal alanla kesişim noktası, dışarıya açılan bir iletişim olanağı üzerine durmamızı sağlar.

 Ezgi Yakın İzmir- 2021